Hayvanlara Ait Paylaşımlar
Giriş Yap Üye Ol
  • Anasayfa
  • Forum
  • ÜyeListesi
  • Arama
  • Yardim

  • Hoşgeldin, Ziyaretçi
    Sitemizden yararlanabilmek için Kayıt olmalısınız.

    Kullanıcı Adınız:
      

    Şifreniz:
      





    Forumda Ara

    (Gelişmiş Arama)

    Forum İstatistikleri
    » Toplam Üyeler: 611
    » Son Üye: Thomashew
    » Toplam Konular: 6
    » Toplam Yorumlar: 6

    Detaylı İstatistikler

    Kimler Çevrimiçi
    Toplam: 1 kullanıcı aktif
    » 0 Kayıtlı
    » 1 Ziyaretçi

    Son Aktiviteler
    Köpeğiniz Hırlıyorsa Ne Y...
    Forum: Köpek Eğitimi ve Psikolojisi
    Son Yorum: admin
    08-07-2016, 05:35 PM
    » Yorumlar: 0
    » Okunma: 7,051
    Uygun Fiyatlı Köpek Mamal...
    Forum: Köpek Beslenmesi
    Son Yorum: admin
    08-07-2016, 05:29 PM
    » Yorumlar: 0
    » Okunma: 9,396
    Veterinerlerin Önerdiği K...
    Forum: Köpek Beslenmesi
    Son Yorum: admin
    08-07-2016, 04:47 PM
    » Yorumlar: 0
    » Okunma: 6,143
    Apartmanda Köpek Besleyen...
    Forum: Köpek Beslenmesi
    Son Yorum: admin
    08-07-2016, 03:21 PM
    » Yorumlar: 0
    » Okunma: 121
    Hayvan Hakları Evrensel B...
    Forum: Hayvan Hakları Genel
    Son Yorum: admin
    04-18-2016, 08:50 PM
    » Yorumlar: 0
    » Okunma: 131
    Hayvan Hakları ve Vejeter...
    Forum: Hayvan Hakları Genel
    Son Yorum: admin
    04-18-2016, 08:47 PM
    » Yorumlar: 0
    » Okunma: 122

     
      Köpeğiniz Hırlıyorsa Ne Yapmalısınız?
    Yazar: admin - 08-07-2016, 05:35 PM - Forum: Köpek Eğitimi ve Psikolojisi - Yorum Yok

    Hırlamak köpeğinizin sağlıklı iletişim kurma yeteneğini göstermektedir.Yapılması gereken hırlamayı yasaklamak değil, hırlamaya neden olan olayda köpeğin tehdit algısını değiştirmektir.

    Köpekler neden hırlar konulu yazınının ardından sıra köpek hırlamasının bir davranış problemi olup olmadığı ve uyarı nitelikli köpek hırlamalarında nasıl davranılması gerektiği konusundan bahsetmeye geldi.



    Köpeğin saldırı öncesi uyarı anlamındaki hırlaması, havlaması bir davranış problemi değildir, tam aksine hırlama olumlu bir davranıştır. Evet, yanlış duymadınız, hırlamak köpeğinizin sağlıklı iletişim kurma yeteneğini göstermektedir. Köpeğiniz size bir şey anlatmaya çalışıyordur.



    Sağlıklı iletişim kuran bir köpek, son hırlama aşamasına gelmeden önce içinde bulunduğu durumdan hoşnut olmadığına dair en yumuşak – nazik hareketlerden başayarak, adım adım bu mesajı güçlendirmiştir. Köpeğiniz önce vücüt dilini kullanarak hoşlanmadığı bir durum olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Ardından havlayarak, inleyerek, vokal yetenekleriyle bunu tekrar belirtmiş ancak mesajları görmezden gelinmiştir. O şimdi diş göstererek, hırlayarak son bir çabayla, son kez uyarıyordur. “Saldırmak, kavga etmek istemiyorum, ama gerekirse seninle kavga ederim, seni ısırırım” demektedir.



    Köpeğinizin havlaması, hırlaması, diş göstermesi, ısırmayla ya da kavgayla sonuçlanabilecek pek çok olayın önlenmesinde önemlidir.



    Burada davranış problemi olarak değerlendirilebilecek tek konu köpeğinizin hırlamasına neden olan olayda, köpeğinizin tehdit algısı, fobileri gibi sorunlardır.



     Köpeğiniz Uyarı Anlamında Hırlıyorsa Yapmanız Gerekenler



    Ne Yapıyorsanız, Durun , Durdurun!



    Şu ana kadar köpeğinizin size verdiği uyarıları anlamadınız ve şu an köpeğiniz, saldırmaya hazır olduğunu söyleyerek size hırlıyor. Artık durumu görmezden gelemezsiniz. Hemen her ne yapıyorsanız durun , durdurun ve tehditkar olmayan, rahat bir pozisyonda kollarınızı birbirinin üstüne bağlayarak, köpeğe hafif yan dönmüş şekilde, sabit olarak kalın. Göz kontağı kurmayın, vücudunuzu dikleştirmeye çalışmayın.



    Köpeğiniz hırlamayı kesip, tamamiyle sakinleştikten sonra uzaklaşın ve ona ödül verin. Burada ödül hırlamayı güçlendirmek için değil, sakinleşmeyi ödüllendirmek için olduğundan, ödülün verileceği an çok önemli. Köpek tamamiyle sakinleşip, rahat pozisyona geçtikten bir süre sonra ödül verilir.



    Köpeğinizin Neden Hırladığını Anlamaya Çalışın



    Köpekler neden hırlar yazısında belirtildiği üzere hırlamanın pek çok nedeni vardır. Köpeğinizin neden hırladığını anlamaya çalışın. Onun banyo havlusunu elinde tuttuğunuz için, elektrik süpürgesi çalıştığı için, yiyeceğini almaya çalıştığınız için,yoldan motorsiklet geçtiği için, tanımadığı bir köpek tarafından tehdit edildiği için, patisini tutarken, daha önce farketmediğiniz bir yaraya dokunup ona acı verdiğiniz için gibi pek çok nedeni olabilir. Köpeğinizin hırlama nedenini bulmak, hırlamadan bir sonraki adım olan saldırı aşamasını engellemenizi sağlayacaktır.



    Köpeğin Tehdit Algısının Değiştirilmesi



    Pozitif eğitimle köpeğin olay karşısındaki tehdit algısı değiştirilir. Korktuğu için ya da alananın korumak için yabancılara ya da diğer köpeklere hırlayan köpeğinize aslında yabancıların ya da diğer köpeklerin tehdit değil gerçekte ödül, eğlence, ilgi gibi olumlu duygular ifade etmesi sağlanır. Yiyeceğini / topunu vermemek için hırlayan bir köpeğe, gerçekte bir şeyi bırakması istendiği bırakmasının, verdiği şeyden daha iyi bir şey elde etmesine ya da o an için bırakmasının, yiyeceğini ya da topunu kaybetmesi anlamına gelmediği öğretilir. Gürültü fobisi, araba fobisi gibi fobileri nedeniyle hırlayan köpeğin yine eğitim ve terapilerle bu fobilerini aşması sağlanır.



    Köpeğinizin Beden Dilini ve Sesli Mesajlarını Öğrenin



    Köpeğinizin beden dilini öğrenmek gelecekte köpeğinizin hırlama noktasına gelecek strese girmeden olaya müdahele etmenizi sağlar. Unutmayın köpeğinizin hırlama noktasına gelmesinin en önemli nedenlerinden biri sizin köpeğinizin bu durumdan hoşlanmıyorum, stres altındayım mesajlarını anlamamış ya da göz ardı etmiş olmanızdır.



    Köpekler korku, stres, endişe, stres, acı, ağrı hallerini beden dilleriyle ve sesler yoluyla anlatırlar. Köpeğin bu duygularını anlayarak onu içinde bulunduğu duygu durumundan çıkartmak sizin sorumluluğunuzdur. Bir grup koşuşturan çocuk ya da köpek tarafından etrafı sarıldığı için strese giren köpeğinizi ortamdan uzaklaştırmak, ona bu tür durumlarda stresle baş etme yollarını öğretmek köpek sahibinin görevidir.



    Bunları Asla Yapmayın



    Köpeğiniz hırlıyorsa ona “hayır” komutu vermeyin, bağırmayın, cezalandırmayın



    Pek çok kişi köpekleri bir şeye havladığında veya hırladığında, panikle hemen “hayır” komutunu verir, köpeği tasmasından zorla çekerek durdurmaya çalışırlar. Köpek hırladığında hayır komutunu vermek, köpeğe bağırmak, ona ceza vermek yapılacak en büyük hatadır. Bu köpeğinizin en önemli iletişim yolunu kesmeniz demektir.



    Köpeğin iletişim yollarının kesilmesi, köpeğin uyarmadan saldırmasına neden olur. Ortada hiç bir şey yokken bir anda beni ısırdı, diğer köpeğe saldırdı şeklinde gelen şikayetlerin nedeni, köpeğine hırlamayı, havlamayı yasaklayan kişidir.



    Köpeğe hayir diyerek, cezalandırarak, hırlamamayı öğretmek, köpeğin tehdit algısını değiştirmez. Aksine iletişim yolları kesildiği için ısırma ve saldırma olaylarını artırır.



    Hırlayarak, havlayarak iletişim kurması yasaklanan köpek strese girer. Stresle birlikte saldırma ve ısırma olayları artar.



    Köpeğinizi Tehdit Olarak Gördüğü Durumla Yüzleşmeye Zorlamayın



    Köpeğinizi hoşlanmadığı, strese girdiği, korktuğu, tehdit olarak gördüğü durumlarla yüzleşmeye zorlamak, onun tehdit algısını yok etmediği gibi aksine güçlendirir.



    Asansörde kapalı kalmaktan korkan çocuğunuzun/ arkadaşınızın fobisini onu asansöre kilitleyerek çözmeye çalışsanı, sonuç ne olur ? Sanırım o kişi bir daha asla asansöre binmez ve size olan güvenini yitirir. Köpekler için de aynı şey geçerli. Adım adım ona stresle/ fobileriyle başetmeyi öğretmek yerine, onu korkularıyla zorla yüzleştirmeye çalışmak, sorunu daha derinleştirir ve size olan güvenini zedeler.



    Köpeğiniz Mutluluk ve Heyecan Gösterisi Olarak Hırlıyorsa



    Heyecan ve mutluluk halinde hırlama tavrı son derece normaldir. Köpek hırlarken beden dili köpeğin sakin, güvenli, mutlu ve rahat duruşunu sergiler. Bırakın köpeğiniz eğlensin , mutluluğunu hırlayarak, homurdanarak ifade etsin.


    Eğer köpeğinizin hırlamasının anlamından emin değilseniz, oyunun heyecanından, sevilmenin mutluğundan mı yoksa, köpeğiniz stres altında olduğu için mi hırladığını bilmiyorsanız, oyuna ya da sevmeye bir süre ara verin. Köpeğiniz sakinleştikten sonra tekrar oyuna ya da sevmeye geri dönebilirsiniz.

    Yazı sevgilikopegim sitesinden alıntıdır.

    Bu konuyu yazdır

      Uygun Fiyatlı Köpek Mamaları Nelerdir?
    Yazar: admin - 08-07-2016, 05:29 PM - Forum: Köpek Beslenmesi - Yorum Yok

    Mama masrafları ve artan fiyatlar pek çok köpek sahibini de maddi olarak etkilemektedir. Bu yazıda sizler için uygun fiyatlı köpek mamalarını araştırdık. 

      Öncelikle mama fiyatı düştükçe mamanın içeriği de oldukça değişmektedir. Et oranı azalmakta ve tahıl, meyve, sebze, kalitesiz, yan ürünler gibi hammaddeler ise artmaktadır. İçeriği fiyatına göre en uygun mamaları seçerek uygun fiyatlı köpek maması arayan sahiplere yardımda bulunmak istedim.

      Uygun fiyatlı köpek mamalarını araştırırken seçtiğim mamaları hangi kriterlere göre seçtiğimi soracak olursanız diye de maddeler halinde açıklama gereksinimi duydum. Bu maddeler sırasıyla:


    1. Etin kaliteli olması ve et oranının olabilecek en yüksek oranda olması

    2. Yapay ve kimyasal hammaddeler içermemesi

    3. Kalitesiz et ve diğer ürünler bulunmaması
      Ancak pirinç ve mısır gibi tahıl bulunan mamaları her ne kadar önermesek de fiyatı ucuz tahılsız bir mama bulunmadığından kabul edilebilecek düzeyde pirinç ve mısır içeren mamaları seçmek zorunda kaldım. 

      Küçük ırk köpek sahipleri mama konusunda daha avantajlı olduğu için bu işin altından daha rahat kalkabilirler. 7 kg'ye yakın ağırlıkta olan köpeğim 3 kg mamayı bir ayda tükettiği için mamaya büyük ırk sahipleri kadar çok masraf etmiyorum. 

      İlk olarak önerebileceğim mama markası tahılsız mamalar üreten N&D markasının sahibi olan Farmina firması oldu. Cibau isimli mama markasıdır. Cibau markası %30 - %36 oranında kurutulmuş et içeriğine sahip bir mama. Kurutulmuş et ile taze et arasında oldukça büyük fark olduğunu da göze alırsak bu oran fiyatına göre uygun diyebiliriz. Önceki yazımdan hatırlarsanız eğer bütün bir çiğ tavuk %70 oranında suya ve %18 oranında proteine sahiptir. Ancak kurutulduğunda su değeri %10'a düşmekte ve protein oranı ise %65 çıkmaktadır. Yani 1 kg kurutulmuş tavuk eti elde edebilmek için 1 kg'dan çok daha fazla taze tavuk etine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle Cibau'nun içerisindeki et oranı diğer %30-%36 taze et oranına sahip kuru mamalardan daha yüksektir. Cibau'nun içeriğinde ise mısır ve pirinç dışında göze batan herhangi bir zararlı, gereksiz, katkı, yapay ya da kimyasal madde bulunmamaktadır. Ancak Cibau markasının sensitive fish adlı mamalarını önermiyoruz çünkü %50 oranında pirinç bulunmakta ve etten çok tahıl (çoğunluk olarak pirinç) bulunmaktadır. 

      İkinci olarak ise Bonacibo'yu önerebilirim. Bonacibo'da diğer ucuz mamalardan farklı olarak 1000 mb/kg glukozamin ve 700 mg/kg chondroitin bulunmaktadır. Bu diğer köpek mamalarına baktığımızda oldukça iyi bir rakam. Çoğu köpek mamasında glukozamin ve chondroitin bulunmamaktadır. Bulunsa bile oldukça düşük oranlara sahiptir. Bonacibo köpek mamaları da %30-%41 oranında et içeriğine sahiptir ve mısır, pirinç dışında göze batan bir içerik bulunmuyor. 

      Üçüncü olarak Profine markasını önerebilirim. Profine markasında tahıl daha düşük tutulmakta ve et, sebze oranları %60 civarında bulunmaktadır. 

      Dördüncü olarak Brit Care markasını önerebilirim. Brit Care markası da Carnilove adında tahılsız mama serisine sahiptir. Bu mamalarda da et oranı %30 - %50 arasında bulunmaktadır. Bazı mamaları pirinç ve mısır içerirken bazı mamaları da tahılsızdır. Tabiki tahılsız mamaları biraz daha pahalıdır. 

      Hatırlatmakta fayda var ki uygun fiyatlı olması ve içeriğinin düzgün olması köpeğinize yarayacağı anlamına gelmez. Her mama her köpekte aynı etkiyi yaratmaz. İçeriğindeki onlarca değişik hammaddeden dolayı bazı mamalar köpeğinizi olumsuz etkileyebilir. Tüy dökülmesi, ağız kokusu ve hatta daha ciddi sorunlara neden olabilir. Ancak bu kullandığınız mamanın kalitesiz olduğunu göstermez.
    Yazı kopeklerdebeslenme sitesinden alıntıdır.

    Bu konuyu yazdır

      Veterinerlerin Önerdiği Köpek Mamalarını Dikkatle İnceleyin
    Yazar: admin - 08-07-2016, 04:47 PM - Forum: Köpek Beslenmesi - Yorum Yok

    Ülkemizde bulunan veterinerler Proplan, Hill's, Royal Canin, Chicopee, Dog Chow gibi markaları önermektedir. Peki bu mamalar ne kadar kaliteli? Veterinerler, kuru mamalar hakkında ne kadar bilgili? 

    Bildiğiniz gibi veterinerler de kuru mama satmakta ve hepsi genel olarak aynı markaları bulundurmakta... Eğer denk geldiyseniz bazı veterinerler sizin kullandığınız mamanın kalitesiz ya da yetersiz olduğunu ve kendi sattığı mamanın çok daha iyi olduğunu defalarca dile getirir. Aslında bu reklamı çok yapılan ve veterinerlerde satılan mamaların fiyatını haketmediği ve öyle ahım şahım mamalar olmadığını belirtmek isterim.

    Bunlar genelde içeriğinde etten çok tahıl bulunan, maliyeti kısmak açısından gereksiz ve zararlı ürünlerle doldurulan mamalardır. Mama alırken öncelikle kimsenin tavsiyesini dinlememeniz gerekmektedir. Çünkü bu işten ticari rant sağlayan kimseler bulunmakta ve kendi sattığı mamaları övmekte ya da reklamı çok yapılan, pahalı mamaları en iyisi olarak kabul ederek bilgisi olmadığı halde herkese önerenler bulunmaktadır. Mama seçerken önceliğiniz kendiniz olmalısınız. Sağdan soldan değil internetten araştırmalı ve en doğrusunu bulmaya çalışmalısınız. Marka, reklam ya da tavsiyelere kulak asmamalısınız. X mamasını tavsiye eden bir kişi kendi kullandığı mamayı önerecek; Y mamasını tavsiye eden kişi de satmakta olduğu mamayı önerecektir.

    Veterinerlerin çoğu evcil beslenmesi hakkında çok az bilgiye sahiplerdir. Çünkü veterinerlik bölümünde beslenme ile ilgili detaylı ders verilmemektedir. En fazla 1 ya da 2 ders verilmekte ve bunlar da seçmeli olarak verilmektedir. Yani bu derslerin bir önemi yoktur ve size sattığı mamayı öneren veterinerin bu derslere girip girmediğini de bilemezsiniz. Veterinerlik bölümünde seminerler düzenleyen ve sponsor olan firmaların veterinerlerde bulunan mamaların firmaları olduğunu biliyor muydunuz? 3 kilogramı 60-70 TL'ye satılan mamaların fiyatından dolayı çok mu kaliteli olduğunu düşünüyorsunuz? Peki hiç içeriğine bakma şansı buldunuz mu?

    Veterinerlerin, mama üreten şirketlerden gelen finansal kaynaklar sayesinde yaşamını sürdüren meslek birlikleri ve üniversite fakülteleri tarafından etki altında bırakılmaktadırlar. Örneğin, Science Diet markasının yaratıcısı ve reçeteyle dağıtılan diğer pek çok yiyeceğin baş üreticisi Hill's Pet Nutrition, Amerikan Veterinerler Birliği'nin en büyük sponsorudur. Veterinerlik eğitimi alan öğrenciler sık sık, sponsorluğu ticari mama üreticileri tarafından yapılan besin eğitimlerine tabi tutulurlar. The Wall Street Journal, Hill's şirketinin Amerika Birleşik Devletleri'nde eğitim veren 27 Veterinerlik Bölümünün her birinde besin konusunda yapılan araştırmalara ve özel eğitimlere yüz binlerce dolar harcadığını ve veterinerlerin Science Diet ve muayenehanelerinden satılan diğer ticari mamalardan %40'a varan oranda komisyon aldıklarını yazmıştır. Sözü geçen çıkar çatışmasından ötürü veterinerlerin sattıkları ticari mamaları savunmada öne sürdükleri argümanların doğruluk payı bulunmamaktadır. 

    Yani kısacası kuru mama sektöründe dikkate alınacak kişiler bu işten ticari rant sağlayan ve beslenme hakkında bilgisi olmayan veterinerler değildir. Kuru mama konusunda veterinerlere güvenmeyiniz çünkü kendi sattığı mamaları önereceklerdir. İçlerinde dürüstü yok mu? Elbetteki var ancak bunu da körü körüne inanmak yerine araştırarak ve sorgulayarak öğrenebilirsiniz.

    Bu konuyu yazdır

      Apartmanda Köpek Besleyenlerin Dikkat Etmesi Gerekenler
    Yazar: admin - 08-07-2016, 03:21 PM - Forum: Köpek Beslenmesi - Yorum Yok

    Apartmanda köpek beslenmesi ile ilgili malesef istenmeyen durumlar ortaya çıkıyor. Yönetim kararı değil de apartman yönetmeliğinde “evcil hayvan beslenememesi” ibaresi var mıydı?
    Aşağıda emsal bir mahkeme kararı var. Fikriniz olsun diye yolluyorum. Ayrıca hayvan hakları yasa tasarısı iç işleri komisyonunda ve rapor verilmiş haberi geldi. Fakat dikkatinizi çekmek istediğim konu, uzun zamandır tartışılan yasa tasarısındaki eksik ve suistimale açık maddeler. Bu konu ile ilgili çalışmalar devam ediyor. İdeal bir yasa tasarısının TBMMden geçmesi apartman dairelerinde hayvan besleyen kişileri de rahatlatacaktır.
    ——————————
    ÖRNEK MAHKEME

    Mersin’de ikamet eden Veteriner Hekim Tandan Emek, 2001 senesinde köpeğinin havlaması yüzünden mahkemeye verildiği halde davayı kazanmıştır. Bu veteriner hekimle yapılan kişisel görüşme sonucu, evdeki hayvandan şikayetçi birisi tarafından mahkemeye verilme durumunda uygulanabilecek savunma metotları ile ilgili bilgiler aşağıdadır:
    Adana 2. idare mahkemesi
    Dosya no: 2001/761 E.

    Kurgu: Şikayetçi apartman sakini köpeğinin çok havladığını bahane ederek köpek sahibini Cevre İl Müdürlüğü’ne şikayet eder. Köpek sahibine köpeği uzaklaştırması için uyarı gelir. Köpek uzaklaştırılmazsa para cezası gelir. Ancak eğer ses ölçümü yapılmamışsa bu cezanın hiçbir geçerliliği yoktur, sakın ÖDEMEYİN.
    **Öncelikle apartman yönetim planı iyi okunmalı. “Apartman yönetim planı” apartmanın inşası bittikten sonra yapılan ilk toplantıda yapılır. Yani apartman kaç yıl önce inşa edildiyse, o ilk toplantıda “evcil hayvan beslenemez” diye bir karar yönetim planına konulmuş ve kat sahipleri tarafından imzalanmışsa yapılabilecek fazla bir şey yoktur. Sonradan konulan kararların (şikayet öncesi-sonrası) hükmü yoktur.
    **Ancak bu karar şikayetçi olunduktan sonra kondu ise şikayetin hiçbir geçerliliği yoktur, dava ilk celsede usul aykırılığı sebebiyle ret olunur. Bu durumda şikayetçi olanın yeniden dava açması gerekir (eğer yeniden para ödemeyi göze alıyorsa).
    Aşağıda sıralananlar, apartman yönetim planında böyle yazılı bir madde olmaması halinde yapılacaklardır. Buradaki en önemli nokta, şikayet sahibinin şikayetinin tamamen SÜBJEKTİF olduğunun ispatına çalışmaktır:
    (1) Temel itaat eğitimi aldığına dair rapor alınır (veterinerler verebilir belki). Köpeğin temel komutlara uyduğunu ve başına buyruk hareket etmediğini ispat etme amaçlı.
    (2) Köpekten rahatsız olmayan apartman sakinlerinin beyanları alınır. Örnek:
    Su apartmanın su no’lu dairesinde oturan Falanca Dedik’in köpeğinin bu apartmanda oturması bizi hiçbir şekilde rahatsız etmemektedir. Şikayetçi değiliz.
    Toplu imza Muhtardan imza sahiplerinin o apartmanda oturduklarına dair onay.

    (3) Mahkemede Savunma: Eğer o apartmanda köpekle beraber eskiden beri oturuluyor ve şikayet son zamanlarda yapılıyorsa, o zaman niye simdi şikayet ediyor? Şikayet sahibinin köpeği bir şekilde taciz ederek havlamasına sebep olduğu söylenebilir. Mesela o dairenin önünden geçerken kapıya vurma, veya üst kattan ayağını yere vurarak gurultu yapma yoluyla köpeğin havlamasını sağlama. Bunların elle tutulur bir kanıtla belgelenmesi gerekmiyor, “ben şahidim” demek bile savunma sayılıyor.
    (4) Cevre İl Müdürlüğünden gurultu seviyesinin tespiti (fiyatı 20-25 milyon civarı). Yani kendi evindeki köpeğin çıkardığı sesin kamuyu rahatsız edip etmediğinin tespiti. Ses tespiti “desibel” olarak yapılıyor. Bumda birkaç önemli nokta var:
    a) Ses tespiti mikrofonu köpeğin ağzına dayayarak yapılmaz. Şikayetçi olan kişinin evinden, yani başka bir daireden yapılır. Ayrıca tek bir kere köpeğin yüksek sesle “hav” demesi, ölçüm için yeterli değildir. Bu isin usulü, MÜHÜRLÜ bir teyp kullanılarak şikayetçi kişinin evinden en az bir gün boyunca sürekli ölçüm yapılmasıdır. Çünkü gurultu kirliliği, “SÜREKLİ ve belli bir düzeyin üzerinde olduğunun tespiti” demektir. Bu konuda ısrar etme
    hakkına sahipsiniz.

    b) Genel çevrenin ses düzeyini de muhakkak ölçtürüyorsunuz.Eğer genel çevrenin ses düzeyi köpeğinkine çok yakınsa köpeği savunma hakkınız doğuyor. Örneğin genel çevrenin sesi 70 desibel çıktı, köpeğinki 75 çıktıysa şu şekilde bir savunma yapılabilir: ‘Arada çok az fark var, veya hiç yok, nasıl oluyor da köpeğin sesi bu genel ses düzeyi içinde rahatsız edici boyutlara ulaşabiliyor?’ İsin asli, hemen hemen hiçbir köpek gün boyunca yüksek sesle havlamaz, dolayısıyla hayvanin sesi çoğunlukla cevre ses düzeyinin altında kalır. Rahatsız edici ses siniri, kanunlara göre 120 desibelden baslar, bu da yaklaşık 3-4 otomatik yer kazma aletinin ayni anda çıkardığı sese denk gelir ki hiçbir köpek bu sesi çıkaramaz. Yani kanunlar gereği, gurultu sebebiyle hiçbir köpek evden atılamaz.
    c) Diğer bir savunma yöntemi: Eğer apartmanda başka havlayan köpek varsa haliyle köpekler haberleşmek için havlayacaklardır. Bundan doğal birsek yoktur, bu köpeğin içgüdüsel bir davranışıdır. Bu durumda neden benim köpeğim şikayet konusu oluyor da diğeri olmuyor? (Bu savunma tamamen şikayet sahibinin taraflı davrandığının ispatına yönelik kullanılabilir).
    d) Köpeğin sesi ciddi boyutlardaysa, ama ses tespiti yapılmamışsa eğer, şikayet sahibinin elinde hiçbir delil yok demektir. O zaman savunmada “Neden ses tespiti yapılmadan şikayet ediyor? Gürültülü olduğu nereden belli?” denilebilir.
    (5) Köpek sahibinin kusuru olmadığının ispati da gerekli. Yani köpek sahibi olarak ben köpeğimi balkona mi kıtlıyorum? Ya da aç mi bırakıyorum? Köpeğimin havlaması için herhangi bir neden yaratmadığımı ispat edersem eğer, bu durumda tek ihtimal (köpek temel itaat eğitimi de aldığına göre) bir başkasının köpeğin havlamasına sebep olduğudur. Mesela kapıya vurup taciz ederek (3), veya apartmanda başka köpek varsa (4c). Bu beyanı da veteriner hekim ya da yakın bir komşu rahatlıkla verebilir.
    Tandan beyin ısrarla üzerinde durduğu üç nokta:
    **Şikayet sahibinin SÜBJEKTİF olduğunun ispatına yönelik her turlu savunma ise yarar.
    **Yasal belge olmadan (mahkeme emri) hiç kimsenin eve gelip hayvanin sesini ölçemez. Bunun için de sık ayet sahibinin dava açmış olması gerekir.
    **Eğer bilimsel bir ses olcumu yapılmamışsa verilen para cezasının hiçbir anlamı yoktur, tamamen geçersizdir.

    Simdi bir de veteriner hekimin (Tandan bey) başından gecen olayı tam olarak anlatalım:
    Köpeği çok havladığı için şikayet edilmiş. Ses ölçümcüler gelmiş, hayvanin sesini ağzına mikrofonu dayayarak ölçmüşler (ki bu tamamen yasa dışı, mahkeme emri olmadan kimse evinize girme hakkına sahip değildir, bunu kesinlikle unutmayın!). Hayvan da havlamış tabii garip alete. Tandan Bey hiç sesini çıkarmamış. Ama tutanağa hayvanin sesinin ölçüldüğü mesafeyi (10-20 cm gibi) isletmiş!.. Ayrıca cevre ses düzeyini de oracıkta ölçtürerek tutanağa isletmiş. Daha sonra mahkemede gerektiği gibi olcum yapılmadığını
    kolayca ispat edebilmiş.
    Tekrar ölçmeye geldiklerinde ise şikayet sahibinin evine mühürlü teyp koydurup gün boyunca hayvanin sesini ölçtürmüş. Ayrıca yukarıdaki maddelerin de çoğunu yapmış. Ve sonuçta hayvanin gurultu kirliliği yaratmadığı ortaya çıkmış. Davayı kazanmış. Simdi havlayan, ama yeterince yüksek havlamayan, uslu köpeğini istediği gibi apartmanda besleyebilecek.. Apartmandaki herkes köpeği sevdiğinden ve “şikayetçi değilim” dilekçesi verdiğinden asla yönetim planında “köpek beslenemez” diye bir maddeyi imzalamayacaklar.

    Bu konuyu yazdır

      Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi
    Yazar: admin - 04-18-2016, 08:50 PM - Forum: Hayvan Hakları Genel - Yorum Yok

    Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki UNESCO Merkezinde törenle ilan edilmiştir. Bu metin, 1989 yılında Hayvan Hakları Federasyonu tarafından tekrar düzenlenerek 1990 yılında UNESCO Genel Direktörü’ne sunulmuş ve aynı yıl halka açıklanmıştır.
    Hayvan hakları evrensel bildirgesi 14 maddeden oluşmaktadır:
    1. Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.
    2. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma, ve korunma hakları vardır.
    3. Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.
    4. Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.
    5. Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.
    6. İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır.
    7. Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.
    8. Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.
    9. Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.
    10. Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.
    11. Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.
    12. Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.
    13. Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.
    14. Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.

    Bu konuyu yazdır

      Hayvan Hakları ve Vejeteryanlık
    Yazar: admin - 04-18-2016, 08:47 PM - Forum: Hayvan Hakları Genel - Yorum Yok

    Öncelikle biraz uzun olacak ama okumanızı tavsiye ederim.
    Konu aslında tamamen bizlerin de birer hayvan olduğumuzu bilmekten geçiyor. Kendimizi insan olmayan hayvanları aklımızla geride bırakan, lisan kullanma kapasitesine sahip bireyler olarak görebiliriz. Kendimizden daha aşağı noktada gördüğümüz insan olmayan hayvanların ise çeşitli yollarla iletişim kurduklarını ve belirli bir ölçüde akıl yürüttüklerini düşünürüz. Fakat bunlar yeterli sebepler değildir.
    Singer’a göre de acı çekme kapasitelerimiz neredeyse aynıdır ve bu kapasitenin neredeyse aynı olması onlara değer vermemiz için yeterli bir sebeptir.
    Paralel görüşteki İngiliz filozof Jeremy Bentham’a göre de ahlaki olarak değer verilen canlılarla, ahlaki olarak değer verilmeyen canlılar arasındaki benzerliğin acı çekme kapasitelerinin birbirine çok yakın olmasıdır. Akıl yürütüp yürütmemeleri, konuşup konuşamamaları çok önemli değildir.
    Bu noktada ben de acıyı hissetme eşiğinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tek hücreli, prokaryot, yani sinir sistemi gelişmemiş bir hücreyle, bir ökaryot hücrenin acıyı hissetme oranları kesinlikle aynı olamaz. Tabi bu durumu sadece prokaryot ve ökaryot olarak ayırmak da doğru olmaz. Örneğin; bir kanser ilacının bulunması için deneysel araç olarak insan yerine bize en yakın kromozom yapısına sahip fare veya maymunların kullanılmasında bana göre herhangi bir sakınca yoktur. Hatta ütiliter görüşe göre çoğunluğun yararına ve mutluluğuna sebep olacağı için ahlaklı bir davranış olarak görülebilir. Tabi çoğunluğun mutluluğu baz alınıp yapılan her eylem ahlaklı ve etik bir davranış olarak da gösterilemez. Örneğin; bir karakolda polislerin kadın zanlıya cinsel tacizde bulunup haz yaşamaları ve sadece kadının bu durumdan mutsuz olması ütiliteryalistlere göre doğru bulunsa da bu durum ahlaki açıdan oldukça yanlıştır.
    Kürtaj konusunda da, anne karnındaki bebeğin sinir sisteminin oluşup oluşmadığına bakılıyor. Eğer oluşmuşsa aldırılmamasını savunan insanların o bebeğin dünyaya geldikten sonra nasıl bir yaşam süreceğine, anne ve babanın ne gibi zorluklarla başbaşa kalacağına dair bir bilgileri ve endişeleri bulunmuyor. Örneğin; anne karnında zihinsel ve bedensel özürlü olacağı kesin olan bir bebeğin aldırılması tartışma konusu olmamalıdır. Buna tamamen bebeğin annesi ve babası karar vermelidir. Bebeğin aldırılıp veya aldırılmamasının insanlara olumlu – olumsuz bir geri dönüşü olmayacaktır. Burada anne ve babanın ne düşündüğü, ileride pişman olup olmayacakları daha önemlidir. Bebeğin anne karnında sinir sistemi geliştiği için acı hissedeceğini düşünen kişilerin ise aynı empatiyi bir çiftlikte bırakın yürümeyi, kafalarını döndürecek kadar alan bulunmayan, sırf etin kalitesinin artırılması için çeşitli işkencelere maruz kalan hayvanlar için de kurmaları gerekmektedir. Anne ve babanın kararlarını acımasızca eleştiren bu insanlar, aslında normal bir bünyeye yetecek hayvansal gıda eşiğini fazlasıyla aşmalarıyla insan olmayan hayvanların acı çekmelerine destek verdiklerinin farkında bile değillerdir. Peter Singer da videoda hamileliğini önemli sebeplere dayalı olarak sona erdirmiş kadınların fetüsün çektiği acıyı kesinlikle yargılamamaları gerektiğini söylüyor.
    Vejeteryanlık konusuna gelecek olursak; insanların vejeteryanlığı seçmelerinin arkasında iki neden olduğunu ve kendi aralarında görüş açısı bakımından farklılıklar olduğunu düşünüyorum.

    Birinci grupta et yemeyi sevmeyenler, eti sağlıksız ve tehlikeli bulan kesim bulunuyor. İkinci grup ise et yemeyi etik bulmayan kesimdir. Bu gruptaki insanlar yaşayan her türlü canlıya karşı saygı duyanlar, merhamet duygularının sadece insana değil hayvanlara da yöneltilmesi gerektiğini düşünenler, hayvanların da en az insanlar kadar özgür ve mutlu yaşaması gerektiğine inananlardır. İnsanın biyolojik yapısı incelendiğinde de zaten insan olmayan otobur hayvanlara daha çok benzediğimiz rahatlıkla gözlemlenebilir.(Bağırsak uzunluğu, çene yapısı, kesici dişlerin otoburlara benzemesi vs. kanıt olarak gösterilebilir.)
    İnsanın yetiştiriliş tarzındaki farklılıklar da ete olan düşkünlüğümüzü değiştirebiliyor. Ülkemizde doğu kültüründe büyümüş, küçük yaştan itibaren neredeyse her öğünde et yemeye alıştırılmış bir çocuğun aslında zamanla korkuyu hissedebilme ve yas tutma kabiliyeti baskılanıyor. Zamanla bu çocuk da hayvanların, insanlardan bir alt kademede olduğunu, onların bizler için varolduğunu benimsiyor. Öte yandan vejeteryan bir ailede büyümüş bir çocuk ise hayvanlara yapılan zulmün daha çok farkına varıyor ve büyüdükçe et yemenin de etik bir miktarda olması gerektiğini benimsemeye başlıyor. Bu noktada ben de etik miktarlarda et yemeye karşı değilim. Özellikle beyaz ette bulunan folik asit, çeşitli hayvansal yağ asitlerinin tamamen bitkilerden veya kimyasal yolla karşılanmaya çalışılması çok mantıklı görünmüyor. Fakat gereksiz bir şekilde fazla et tüketmenin çiftliklerin birer hayvan fabrikasına dönüşmesine destekten başka bir şey sağlamayacağı da aşikardır.
    Peter Singer’a göre hayvanlara yapılanların çok az da olsa farkında olan biri, bir şeyler bilme sorumluluğuna sahiptir. Canlılara ciddi ve uzun süreli acılar yaşatan ahlaksızca bir şeyi desteklemek Singer’ın görüşlerine göre etik değildir. Hatta tüm bunları bilip kulaklarını kapayan insanları ise “merhametli” Almanlar’ın Yahudilere yaptıklarına benzetiyor. Yine Singer’a göre ahlaklı yaşamanın altın kuralı sadece kendini düşünmek değil, gerçekleştirdiğimiz eylemler sonucu diğer canlıların bu eylemlerden ne kadar etkilendikleridir. Bu durum bana göre de “Sana da yapılsa nasıl olurdu?” sorusunu kendisine sorabilen ve bunu samimiyetle cevaplayabilen birisi ahlaklı bir yaşam sürme yetisine sahiptir. Ben diğer türlerden daha güçlüyüm, onlar zaten bizim hayatımızı daha iyi bir hale getirmek için varlar düşüncesi oldukça acımasızcadır. Bu düşünce tarzı yani kendini daha üstün görme düşüncesi bundan yaklaşık 200 yıl öncesindeki insan köleliğiyle paralellik gösteriyor. Köleliğin uzun yıllar sürmesinde ise alışılagelmiş toplumsal normların etkisi büyüktür. Bazı insanların köleliğe sıcak bakmaması onların kölelere sahip olmasını değiştirmiyordu. Çünkü toplumsal baskılar ve ayak uydurma eğilimi köle edinmede de kendini gösteriyordu.
    Peter Singer günümüzde et yemenin aynı kölelik gibi toplumsal bir norm olduğunu, bizlerin de birer ayak uyduran hayvanlar olduğumuzu savunuyor. Normların ortadan kaldırılması bir hayli zordur. Nasıl ki kölelik yıllarca sürmüş ve insanlar kölesiz yaşamanın çok zor olduğunu benimsemişse, etsiz yaşama bilincinin de kazanılması da bir o kadar zor olacaktır.

    Hayvan hakları günden güne önem kazansa da belli bir et kültürüyle büyümüş toplumların tabularını yıkmak kolay olmayacaktır. Bu vejeteryan akımın gelişmesi için benim önerim ise özellikle süpermarketlerde et alternatiflerinin ve sebze paketlerinin üzerinde ne kadar kırmızı ete veya beyaz ete denk geldiklerinin yazılmasıdır. Örneğin; 250 gram fasulye paketinin üzerine besin değeri bakımından 250 gram kırmızı ete denk geldiği açıklamalı bir şekilde yazılırsa insanlar daha çok bilinçlenebilir ve aşırı et tüketiminin önüne bir nebze de olsa geçilebilir. Bu sayede adeta fabrikalara dönüşen çiftliklerde yaşayan hayvanlar da daha rahat ve kendi hakları çerçevesinde bir yaşam sürebilirler.
    Yazar: Merve Özçelik

    Bu konuyu yazdır

    Hayvanlara Ait Paylaşımlar
  • facebook
  • twt
  • google
  • Türkçe Çeviri: MCTR, Forum Yazılımı: MyBByapimcilogo